M. İhsan ÜNLÜSAN*
Kerim KUŞ**
I. Giriş
Devlet ile fert ve kurumlar arasında doğan vergi ilişkisi, taraflara bazı ek sorumluluklar yüklemekle birlikte, esas olarak bir borç-alacak ilişkisinden başka bi şey değildir
Devlet vergileme yetkisine dayanarak, ödeme gücüne sahip fert ve kurumları “vergi mükellefi” olarak tanımlamış ve bunları “asıl vergi borçlusu” olarak nitelendirmiştir. Ancak devlet bununla da yetinmeyerek bazı durumlarda vergi tahsilatını kolaylaştırmak ve hızlandırmak, bazı durumlarda da vergileme ile ilgili ödevlerin doğru bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak, bazı durumlarda ise vergi alacağını güvence altına almak amacıyla vergi mükellefi ile iktisadi ve ya hukuki ilişki içinde olan bazı üçüncü kişilere de mükellefle birlikte veya onun yerine vergi borcunun ödenmesinden sorumlu tutmayı tercih etmiş ve bunu gerçekleştirebilmek için vergi sorumlusu kavramını ve vergi sorumluluğu müessesesini gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla, vergi sorumlusunun yükümlüğü maddi olmayıp daha ziyade bir hizmetin ifası şeklinde tecelli etmektedir.
Bu çalışmada, öncelikle hizmet ithalatı kavramı açıklanacak ve kişilerin hizmet ithalatı gerçekleştirmeleri durumunda KDV Kanunu ile Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu açısından vergi sorumlusu sıfatıyla gerçekleştirmeleri gereken vergisel yükümlülükleri açıklanmaya çalışılacaktır.
II. Hizmet İthalatı
Türkiye’de yerleşik kişi ve kuruluşlar, yurt dışından mal ve hizmet ithal etmektedirler.
Gümrük Birliği Ülkeleri dışındaki ülkelerden yapılan mal ithalatında, mal Türkiye’ye getirilmekte ve ithalat işlemlerine tabi olmaktadır. Mal ithali olarak tanımlanan bu işlemle ilgili gümrük vergisi, KDV ve diğer malî yükümlülükler, gümrük beyannamesi düzenlenmek suretiyle yerine getirilmektedir.
Türkiye’ye mal ihraç eden yurt dışında mukim ihracatçının bu ihracattan elde ettiği para, Türkiye’de elde edilmiş sayılmadığı için Türkiye’de herhangi bir vergilendirmeye veya stopaja konu edilmemektedir. Ayrıca yurt dışından getirilen malın KDV’sinin gümrük idaresine ödenmesi nedeniyle sorumlu sıfatıyla KDV ödenmesine de gerek kalmamaktadır.
Hizmet ithali; yurt dışında yerleşik kişi veya kuruluşların Türkiye’ye bizzat gelerek veya çalışanlarını göndererek Türkiye’de bir hizmeti icra etmesi veya hizmet yurt dışında yapılmakla beraber, bu hizmetten Türkiye’de faydalanılmasıdır . Örneğin; yurt dışından borç para alınması, yabancı firmalara nakliye yaptırılması, Türkiye’deki bir proje ile ilgili olarak yurt dışından mühendislik veya montaj hizmeti alınması, yurt dışından know-how, marka kullanım hakkı yahut sigorta, eğitim, sağlık, danışmanlık, haberleşme, yazılım hizmeti alınması, yurt dışında fason iş, tamir, bakım yaptırılması, mal veya personel kiralanması gibi hizmetlerden Türkiye’de yararlanılmışsa hizmet ithal edilmiş sayılmaktadır.
Hizmet ithali mal ithaline göre farklılık arz etmektedir. Yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, gümrükleme işlemine tabi olmayıp, hizmeti alan Türkiye’deki yerleşiklere, KDV ve Stopaj sorumluluğu getirmektedir.
III. Vergisel Sorumluluk
III.1. KDV Kanunundan Kaynaklanan Sorumluluk
Katma Değer Vergisi Kanunun 1. maddesinin 2. fıkrası gereğince her türlü mal ve hizmet ithalatı vergiye tabidir.
K.D.V. Kanununun 4. maddesine göre hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir. Bu işlemler; bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebilir.
Uluslararası ticarette KDV’nin uygulanmasında kaynak ve varış yeri ilkesi uygulanmaktadır. Varış yeri ilkesinde vergiye tabi olan mallar hangi ülkede üretildiği dikkate alınmaksızın tüketildiği ülkede vergilendirilir. Verginin konusunu sadece ülke içinde teslim edilen mal ve hizmetler oluşturur. Bu bakımdan ihracat vergi dışı bırakılırken ithal edilen mallar yerli üreticiler tarafından üretilen ürünlere rekabet üstünlüğü sağlamaması gerekçesiyle vergilendirilir. Kaynak ilkesinde ise, dış ticarete konu olan mal ve hizmetler tüketim yerine bakılmaksızın üretildikleri ülkede vergilendirilirler. Verginin konusunu ise ülke içindeki tüketim ve yapılan ihracat oluşturmaktadır. Kaynak ilkesine göre yapılandırılmış KDV sistemleri, uygulamalarının basit olması ve yükümlülerin vergiye uyumlarının kolay olması nedeniyle vergi idareleri tarafından tercih edilebilir sistemlerdir. Buna karşılık sermayenin uluslararası hareketliliğinin yüksek olduğu açık bir ekonomide, işletmenin kuruluş yerini vergi temelli değiştirme eğilimi kaynak ilkesinin eleştirilen yönüdür.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunumuzun Gerekçesinde ithalatın vergi kapsamına alınması ile ilgili olarak; “Katma değer vergisinin teorik yönden en belirgin özelliği ithal edilen mal ve hizmetler ile dahilde üretilen mal ve hizmetler arasında tarafsızlığı gerçekleştirilebilmesidir. Bu özellik ise ancak ithalatın da yerli üretime uygulanan usul ve esaslarda vergilendirilmesi ile korunmuş olur. Genel uygulamada vergilemede destinasyon (varış ilkesi) prensibinin tatbikatına uygun olarak ve Avrupa Ekonomik Topluluğu(Ortak Pazar) Konseyi Direktiflerinin ışığı altında İthalat vergiye tabi tutulmakta ve bu konuda hiçbir ayırıcı vergi politikası güdülmesine cevaz verilmemektedir.” açıklamasına yer verilmiştir.
Yukarda belirtilen gerekçeden de anlaşılacağı üzere ülkemizde uluslar arası ticaret işlemlerinin vergilendirilmesinde “varış ülkesinde vergilendirme” ilkesi esas alınarak, mal ve hizmet ihracatını KDV’den istisna tutarken, her türlü mal ve hizmet ithalatını KDV’ye tabi tutmuştur.
Katma Değer Vergisi Kanununun 8/1.b. maddesine göre “ithalatla mal ve hizmet ithal edenler” KDV ödemekle mükelleftirler. Ancak vergileme yapılabilmesi için öncelikle işlemin KDV Kanunu kapsamına girip girmediğine, kanun kapsamına alınıp alınmadığına dikkat edilmelidir.
K.D.V. kanununun 6/b maddesi hizmet ithalatını;
- - hizmetin Türkiye’de ifa edildiği
- - veya hizmetin yurt dışında yapılması ile beraber hizmetten Türkiye’de
faydalanıldığı takdirde gerçekleşeceğini hüküm altına almıştır..
Yukarıda belirtilen kanun metninden anlaşılacağı üzere bir işlemin hizmet ithalatı kabul edilmesi için iki şartında bir arada olmasına gerek olmayıp gerçekleştirilen işlem, belirtilen şartlardan herhangi birini taşıması durumunda KDV’ye tabi olacaktır.
Katma Değer Vergisi Kanunun 9. maddesine göre, mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutulabilecektir.
Maddede belirtilen “işlemlere taraf olanlar”; mükellefin temsilcisi, vekili, mükellef adına hareket etmeye yetkili her hangi bir şahıs veya kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişilerdir. Bu şahıslar verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu olacaklardır.
15 Seri No.lu K.D.V. Genel Tebliğ’inde bu husus “Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesine göre işlemler Türkiye'de yapıldıkları takdirde vergiye tabi tutulabilecektir. Aynı Kanunun 6/b maddesine göre, Türkiye'de yapılan, değerlendirilen veya faydalanılan hizmetler Türkiye'de ifa edilmiş sayılacaktır. Yurt dışındaki firmalara yaptırılan hizmetlerden bu kapsama girenlerin vergiye tabi olacağı açıktır. Bu gibi hizmet ifalarında mükellef esas olarak yurt dışındaki firma olmakla birlikte, firmaların Türkiye’de ikametgahı, işyeri, kanuni merkezi ve işyeri bulunmaması halinde vergi, sözü edilen kanunun 9. maddesi gereğince hizmetten yararlanan yurt içindeki muhatap tarafından bağlı bulunulan vergi dairesine sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir.” şeklinde açıklamış olup, tebliğdeki bu açıklamasıyla Maliye Bakanlığı yetkisini kullanarak KDV sorumluluğu getirmiştir.
Belirtilen tebliğ hükmünden ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türkiye’de ikametgâhı ve işyeri bulunmayan yurt dışındaki kişilerden sağlanan hizmetlere ilişkin KDV, yurt içinde hizmetten yararlanan muhatap tarafından beyan edilip ödenir. Hizmetten yararlananın Türkiye’de KDV mükellefiyetinin bulunup bulunmaması sorumluluk ödevini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle hiçbir vergi mükellefi bulunmayan nihai tüketiciler de yurt dışından sağladıkları hizmetler dolayısıyla sorumlu sıfatıyla K.D.V. beyanında bulunmaları gerekmektedir.
Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince yurt dışından bir hizmet ithal edildiğinde, hizmeti ithal eden tarafından hizmet bedeli üzerinden KDV hesaplanması ve bu KDV’nin 2 no.lu KDV beyannamesiyle beyan edilip ödenmesi gerekmektedir. Ancak bunun için ithal edilen hizmetin KDV’nin konusuna girmesi ve vergiden istisna edilmemiş olması gerekmektedir.
Hizmeti ithal eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleri sorumlu sıfatıyla 2 no.lu beyannameyle beyan ettikleri KDV’yi 1 no.lu KDV beyannamelerinde indirime konu edebilirler. Ancak beyan etmiş oldukları verginin KDV Kanununnun 30. maddesini sayılan indirilmeyecek KDV arasında yer almaması gerekir.
49 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin B bölümünde “ Sorumlu sıfatıyla beyanın hiç yapılmadığının ve ya eksik yapıldığının tespiti üzerine bu vergilerin ikmalen veya resen tarh edilmesi halinde de tarh edilen verginin aslı indirim konusu yapılabilecektir. İndirim, ikmalen veya re’sen tarh edilen vergi aslının vergi dairesine ödenmesi ve ödemenin gerçekleştiği takvim yılı aşılmaması şartıyla kanuni defterlere kaydedildiği dönemde, 1 numaralı katma değer vergisi beyannamesiyle yapılacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Yukarıda belirtilen hükümden anlaşılacağı üzere, sorumlu sıfatıyla verilen KDV beyanı üzerine tarh edilen verginin indirim konusu yapılabilmesi için ödeme şartı aranmazken, idare tarafından ikmalen ve ya resen gerçekleştirilen tarhiyatların mükellefler tarafından indirim konusu yapılabilmesi için söz konusu tebliğ ile ödeme şartı getirmiştir.
Buraya kadar hizmet ithalatını birebir gerçekleştirenlerin sorumluğunda bahsedildi. Ancak hizmet ithalatı işlemini gerçek ve tüzel kişiler her zaman kendileri tek başlarına gerçekleştirmeyip yabancı veya yerli kuruluşlardan aracılık hizmeti almaktadırlar ve bu kuruluşlara “ithlat komisyonu” adı verilen ödemeler yapmaktadırlar. İşte bu noktada söz konusu hizmetin KDV tabi olup olmadığı sorunu ayrıca karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda;
1- Yabancı kişi ve kuruluşların Türkiye’de mal satmasına aracılık eden Türkiye’de yerleşik kişi ve kuruluşlar bulunmakta olup, bu aracılık hizmetinden yararlanan yabancı kişi ve kuruluşların ilgili hizmetten Türkiye’de yararlanmaları nedeniyle söz konusu hizmet, KDV’ye tabidir.
2- Buna karşılık Türkiye’de yerleşik kişi ve kuruluşların, yurt dışından ithal işlemlerine aracılık eden yurt dışında yerleşik aracılara da ödeme yapılırken hizmetten faydalanan Türkiye’de yerleşik kişi ve kuruluşlar bu aracılık hizmetlerinden, Türkiye’de faydalanıldığı için, bu hizmetler KDV’ye tabidir. Dolayısıyla söz konusu KDV hizmetten yararlanan tarafından, sorumlu sıfatıyla 2 no.lu beyannameyle beyan edilip, 1 no’lu KDV ile indirim konusu yapılmalıdır.
IV. Hizmet İthalatında Stopaj Sorumluluğu (GVK Md. 94, KVK Md.30)
Yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşlar, Türkiye’deki yerleşiklere hizmet sunmak suretiyle elde ettikleri gelirler nedeniyle vergi anlaşmalarında aksine hüküm olmaması şartıyla, Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır. Bu durum ile ilgili yasal düzenleme, Gelir Vergisi Kanun’un 94. maddesinde ve Kurumlar Vergi Kanununun 30. maddesinde gerçekleştirilmiştir.
Vergileme; hizmeti veren yurt dışında yerleşik bir kuruluş ise yıllık beyanname, özel beyanname ve genellikle stopaj yoluyla, hizmeti veren yurt dışında yerleşik gerçek kişi ise yıllık beyanname, münferit beyanname ve yine genellikle stopaj yoluyla gerçekleştirilmektedir.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. Maddesi Kapsamında Yapılacak Stopaj :
Hizmet ithalatının Gelir Vergisi Kanunu kapsamında stopaja tabi olması için gereken şartlar;
- - Hizmeti veren yurt dışında yerleşik bir gerçek kişi olmalıdır.
- - Yapılan hizmet niteliği itibariyle Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi kapsamında tevkifat yapılacak hizmetler arasında sayılmalıdır.
- - Kendisine hizmet sunulan kişi veya kurum Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 maddesinde yer alan tevkifat yapmak zorunda olanlar arasında yer almalıdır.
- - İlgili ülke ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları olmamalı veya ilgili anlaşmada stopajı engelleyici bir hüküm bulunmamalıdır.
Yurt dışı yerleşiklerinden temin edilen hizmet işlemi yukarıda maddeler halinde açıklanan şartları taşıyorsa stopaja tabidir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. Maddesi Kapsamında Yapılacak Stopaj :
Dar mükellefiyete tabi kurumlar, K.V.K.’nın 30. maddesinde belirtilen kazanç ve iratlar üzerinden, bu kazanç ve iratları, avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılacaktır. Bu bağlamda yurt dışı yerleşiklerinden yapılan hizmet ithalatı işlemlerinde de hizmeti gerçekleştiren kurumlara ödeme yapılırken stopaj uygulama zorunluluğu mevcuttur.
Hizmet ithalatının Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında stopaja tabi olması için gereken şarlar;
- - Hizmeti sunan yurt dışında yerleşik bir kurum olmalıdır.
- - Yapılan hizmetin niteliği itibariyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında tevkifata tabi olması gerekir.
- - İlgili ülke ile çifte vergilemeyi önleme anlaşması olmamalıdır veya vergi anlaşmasında stopajı engelleyici bir hüküm bulunmamalıdır.
GVK’nın 94. maddesi ile KVK’nın 30 maddesi kapsamında yapılacak stopajlar arasındaki en önemli fark; GVK’nın 94. maddesi kapsamında gerçekleştirilen işlemlerde ilgili maddede sayılan gerçek ve tüzel kişiler tarafından gerçekleştirilmesi şartı aranırken, KVK’nın 30. maddesine göre yapılacak olan stopaj kesintisinde ise gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olma şartı bulunmamaktadır.
Bu madde hükmü kapsamında kurumlar vergisi kesintisi, dar mükellefiyete tabi kurumların Türkiye’de işyeri veya daimi temsilci vasıtasıyla elde etmediği kazanç ve iratlara ilişkindir. Dar mükellef kurumların Türkiye’deki iş yeri ve ya daimi temsilci vasıtasıyla elde ettiği kazanç ve iratlar ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden, bu madde hükmüne göre kesintiye tabi tutulması mümkün değildir.
V. Vergi Anlaşmalarının Stopaj Sorumluluğunu Ortadan Kaldırması veya Stopajı Oranını Düşürmesi
Anayasanın 90. maddesi çerçevesinde, usulüne göre yürürlülüğe konulan uluslar arası anlaşmalar kanun hükmünde olup söz konusu anlaşmalar iki veya daha fazla ülke arasında imzalanabilmektedir. Ülkemizin gerek uluslar arası gerek uluslar üstü kuruluşlara katılmasıyla ilgili olarak usulüne göre yürürlülüğe konulan anlaşmaların vergilere ilişkin hükümleri de, yukarıda belirtilen anayasal ilke sonucu, vergi yasası hükmü niteliği taşır; örneğin, söz konusu anlaşma gereği Türk Vergi Sistemine göre vergiye tabi olan bir işlem çifte vergilemeyi önlemek için vergiden muaf tutulabilmektedir.
Yukarıda genel olarak belirtilen anayasal hüküm çevresinde gerçekleştirilen hizmet ithalatı işleminde, hizmeti verenin mukimi olduğu ülke ile Ülkemiz arasında yapılmış ve yürürlülüğe girmiş bir vergi anlaşması var ise, bu anlaşma hükümleri gereğince; söz konusu işlem dolayısıyla gerçekleştirilmesi gereken stopajın hiç etkilenmemesi, stopaj oranının düşmesi veya stopajın tamamen ortadan kalkması durumları söz konusu olabilmektedir.Yani Kurumlar Vergisi Yasası’nın 30'uncu ve Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca yapılacak tevkifatta, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları önem arz etmektedir. Bu nedenle gerekli tevkifat işleminin yapılmasından önce söz konusu ülke ile olan ikili vergi anlaşmasına bakılması ve tevkifatın buna göre yapılması gerekmektedir.
VI. Söz Konusu Sorumluluklarda Matrah
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesinde yapılacak vergi tevkifatında üzerine vergi oranı uygulanacak kazanç ve iratların gayri safi miktarları üzerinden nazara alınacağı belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu 96. maddesinde de vergi tevkifatının, ücretler dışında kalan ödemelerde gayri safi tutarlar üzerinden yapılacağı, kesilmesi gereken verginin ödemeyi yapan tarafından üstlenilmesi halinde bu vergi, bilfiil ödenen miktarlar ile ödemeyi yapanın yüklendiği verginin toplamı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki yapılacak KDV kesintisi de stopaj hesaplanırken dikkate alınan gayri safi tutar üzerinden hesaplanacaktır. Kanımızca bu konu bir örnek eşliğinde anlatıldığında daha iyi anlaşılacaktır.
Örnek: Ülkemizde yerleşik bir şirket yurt dışında yerleşik bir kuruluştan net 500.000,00$ değerinde teknik hizmet alsın ve söz konusu şirket Türkiye’ye bizzat gelerek veya çalışanlarını göndererek bu hizmeti icra etsin (veya hizmet yurt dışında yapılmakla beraber, bu hizmetten Türkiye’de faydalanılmış olsun). Fatura tarihinde dolar alış kurunun 1.20 YTL, söz konusu hizmetin stopaj oranının % 20 ve KDV oranının % 18 olduğu varsayalım.
Böyle bir durumla karşılaşıldığında dikkat edilmesi gereken hususlar;
- Söz konusu hizmetin Türk Vergi Sisteminde K.D.V.’den istisna olup olmadığı ( örneğin K.D.V. Kanunun 13/e maddesine göre limanlar ve hava meydanlarının inşası, yenilenmesi ve genişletilmesi işleri ile ilgili olarak alınan müteahhitlik hizmetlerinin KDV den istisna edilmesini öngörmektedir.)
- Söz konusu firmanın yerleşik olduğu ülke ile Türkiye arasında çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının olup olmadığı, (Örneğin, Almanya’da mukim şirketçe Türkiye’de icra edilen faaliyetin süresinin bir takvim yılı içinde bir veya bir kaç seferde 183 günü aşması veya bu şirketin bu faaliyeti Türkiye’de icra etmek üzere bir işyerinin bulunması halinde yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar uyarınca yapılan ödemelerin gayri safi tutarı üzerinden % 20 oranında vergi kesintisi yapılması gerekeceği de tabiidir.)
- Bununla beraber, söz konusu gayri maddi hak bedelleri elde edildikleri devlette yani ülkemizin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak gayri maddi hak bedelinin gerçek lehdarı İngiltere’nin mukimi ise, bu şekilde alınacak vergi gayri maddi hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 10'unu aşmayacaktır.)
- Türkiye’nin farklı 64 ülke ile çifte vergilemeyi önleme anlaşması bulunmakta ve bu anlaşmalarda 183 gün kuralı önem arzetmektedir. Bunu bilmemiz söz konusu ithalat için hesaplayacağımız stopaj ile ilgilidir. Eğer yabancı ülkede yerleşik firma söz konusu hizmeti Türkiye’de 183 gün içerisinde tamamlamışsa o zaman stopaj ve fon uygulanmayacaktır. Çünkü genel olarak anlaşmalarda (ÇVÖA); hizmetin yurt dışından gelinerek gerçekleştirilmesi halinde stopaj uygulanacağı ve yine söz konusu hizmetin bir yılda en az 183 gün fiili olarak Türkiye’de faaliyette bulunulması durumunda stopajın yapılacağı hükmü yer almaktadır. (Ancak idarenin bu konuda vermiş olduğu çeşitli görüşler bulunmakta olup, kanaatimizce böyle bir durumla karşılaşıldığında idareden görüş almak en doğru uygulama olacaktır.)
Şimdi örneğimizin çözümünü gerçekleştirelim:
İlk önce; örnekte net döviz tutar olarak verilen hizmet değerinin YTL karşılığını sonrada brüt tutarını bulalım,
500.000,00 x 1,20 = 600.000,00 YTL
600.000,00$ /1 - 0,20 = 750.000,00 YTL
Brüt Tutar = 750.000,00 YTL’dir.
İkinci olarak da stopaj tutarını hesaplayalım,
750.000,00 x 0,20 = 150.000,00 YTL
Stopaj tutarı = 150.000,00 YTL’dir.
Son olarak KDV’yi hesaplayalım,
750.000,00 x 0,18 = 125.000,00 YTL
KDV Tutarı = 125.000,00 YTL olacaktır.
VII. Sonuç
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunumuz, uluslar arası ticaret işlemlerinin vergilendirilmesinde “destinasyon” başka bir ifadeyle “varış yerinde vergileme” ilkesini benimsemiş, bu ilke çerçevesinde kanunun 11. maddesi ile mal ve hizmet ihracatı işlemlerini KDV’den istisna ederken, kanunun 1/2. Maddesi ile de her türlü mal ve hizmet ithalini KDV’ye tabi tutmuştur. Ancak gerçekleştirilen ithalat işlemlerinin KDV’ye tabi olabilmesi için ithalatı gerçekleştirilen mal ve hizmetin, KDV’nin konusuna girmesi ve vergiden istisna edilmemiş olması gerekmektedir.
Gelir vergisi ve kurumlar vergisi stopajı yönünden ise gerçekleştirilen hizmet ithalatının; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca tevkifata tabi bir işlem olması ve aynı zamanda karşı ülke ile çifte vergilemeyi önleme anlaşması olmaması veya anlaşmada stopajı önleyici bir hüküm bulunmaması gerekmektedir.
Hizmet ithalatı, gümrükleme işlemine tabi olmayıp, ithalat işlemini gerçekleştiren Türkiye’de yerleşik kişi ve kuruluşlara KDV ve stopaj sorumluluğu getirmektedir.
Hizmet ithalatı işleminin KDV tevkifatına ve stopaj işlemine tabi olduğu konusunda hiç bir tereddüt olmamasına rağmen, kanun ve tebliğlerde, hangi tür hizmet ithalatının KDV tevkifatı ve stopaja tabi olduğu konusunda açıklık getirilmemiş olduğu için uygulamada mükellefler sorunlarla karşılaşmaktadır.
Hizmet İthalatı konusu, son yıllarda artan uluslar arası ticari işlemlerin çeşitlenmesi ile birlikte önemini korumakta olduğu için kanımızca idarenin uygulamada karşılaşılan sorunları çözüme kavuşturma amacıyla hizmet ithalatı belirsizliğini ortadan kaldıracak bir düzenleme yaparak KDV tevkifatı ve stopaj(Gelir ve Kurumlar Vergisi) işlemine tabi hizmet türlerinin ne olduğunu tek tek sayarak, dağınık haldeki mevzuatı toparlayan bir tebliğ yayınlanması uygun olacaktır.
BU YAZI VERGİ 234 SAYILI SORUNLARI DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR.
* Eski Gelirler Kontrolörü – Yeminli Mali Müşavir
* * Denetçi
- GERÇEK Adnan, Türk Vergi Hukukunda Vergi Sorumlusu, Sorumluluk Halleri ve Türlerinin İncelenmesi, A.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 54, Sayı 3, 2005, s.157-193
- Katma Değer Vergisi 6. Madde
- ÖZDEMİR, Halil İbrahim, Gelir ve Kurumlar Vergisi Mükelleflerince Yapılan Hizmet İthalinde Stopaj ve KDV Sorumluluğu, Yaklaşım Dergisi, Temmuz 2003, Sayı:15
- FERHATOĞLU, Emrah, "Avrupa Birliği Ortak Katma Değer Vergisi Sisteminde Elektronik Ticaret", Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 2, Aralık 2006, s. 47-65
- MAÇ, Mehmet, K.D.V. Uygulaması, 2007, İstanbul, s.16
- TUĞLU, Ali, “Dar Mükellef Kurumlardan Sağlanan Mal Teslimi ve Hizmet İfalarında KDV Sorumluluğu – 1” Yaklaşım, Sayı:98, Şubat 2001, s.106
- PEHLİVAN, Osman, “Vergi Hukuku”, Derya Kitap Evi, Trabzon, 2004, s.356
- ARAS, Coşkun, “İthalat Komisyonlarının KDV Karşısındaki Durumu”, Yaklaşım Dergisi, Mart 2007, Sayı:171
- ARAS, Coşkun, “İthalat Komisyonlarının KDV Karşısındaki Durumu”, Yaklaşım Dergisi, Mart 2007, Sayı:171
- ÖNCEL, KUMRULU, ÇAĞAN, Mualla, Ahmet, Nami, Vergi Hukuku, Turhan Kitapevi, 13. Baskı, Ankara, 2005, s.11
- GÜNDÜZ, Zeki, Hizmet Faturası, Erişim 10.10.2007
|